‘AŞK! Yüreğime ne hoş geldin

Senin aşka nasıl aşık olduğunu gördüğüm için geldi belki de bu cümleler yüreğimdeki kalemin mürekkebine..değdirdim sayfama…tüm hayata aksın.

Ben aşkı hoyratça fırlatılıp atılırken tanıdım bir kalpten bir diğer kalbe..Can çekişini, çırpınışını, göz göze geldiğimizde gördüm. Ne bir çığlıktı o bakış, ne de bir yalvarış… Belki çaresizlik koyuldu çoğu zaman adı başkalarının dilinde, ya da bazen günahkar dediler ona, günahkar avuçlarda yoğrularak şekillendiğini bilmeden ön yargılarıyla. Oysa ezelinden beri sadece bir adı vardı işte üç harf ile yaratılmış. AŞK! Başka anlamlar ile ne süslemeye, ne suçlamaya, ne de kirletmeye gerek vardı. İnsanoğlu kendi yarattığı ve kendinde taşıdığı bu sıfatları kabul edebilseydi eğer…

Her insan kendinde biraz daha özet geçerek fırlatıp atmıştı aşkı. Öyle söylüyordu. Kimisi onu kaldıramamış, kimisi yaşamayı becerememiş, kimisi hazmedememiş, kimisi kendini layık görmemişti. Mutsuzluklarını kaldırıp atmak, onu merhem olarak sarmak varken yaralarına, beceriksizce bencilliklerine ortak edip, onu mutsuzluklarının sebebi haline getirmişlerdi. Önyargılarından ödün vermemiş, küçücük hayatlarından AŞK’ı vermeyi seçmişlerdi.

Sponsor Bağlantılar

Hiçbir taşınır maneviyatı taşımayı beceremeyen yürekler onu sahipsiz bıraktıklarında, başka bir yürekte can bulmak için hep umut ile koşmuştu. AŞK doğru bilinenin tersine hiç değişmemiş, pes etmemişti. Bölünerek aynı hacimde çoğalmaya, her yeni yürekte can bulmaya devam ediyordu. Her davetsiz gittiği gönülde bulduğu köşeye yerleşirken tek bir amacı vardı. Etrafında yer kaplayan kiri, pası ve acıyı silip yerini genişletmek. Kendi öz suyu ile besleyip yeni bir can vermek.

Bunu görenler nadirdir ki, sabretmeyi, sevmeyi, karşılıksız değer vermeyi, çoğalan her mutluluk kırıntısında ona teşekkür ederek onu daha çok sahiplenmeyi öğrendiler. Adını tarifsiz heyecan, bazen de huzur koydular ve aşk onları daha çok besledi günbegün esas kimliğinin gururuyla. Onlar aşka aşık oldular.

Bazen bir bakışta buluşturdu kendisine inanmışları, bazen de bir tebessümde. Bazen bir kelime içerisine gizliyordu sihrini oyunlar oynayarak, bazen de fütursuzca cümlelere döküyordu kendini en yalın haliyle. Bazen bulun beni dercesine saklanıyordu muzipliğiyle, bazen de ben buradayım diye çıkıyordu yaşamak ve kendini yaşatmak için. ‘Böyle zamanlarda beni tertemiz bakanlar görüyordu’ diyordu AŞK. ‘Herhangi bir çıkar kaygısı olmayan, zarar ziyan düşünmeyen, benlikleri egolarına sırt çevirmiş, yalandan ve güven kuşkusundan sıyrılmış temiz yüreklerin gözleriydi beni görenler’ diyordu. Belli ki olmak istediği yeri tarif ediyordu.

Anlaşılabilir olmanın gururu ile anlatmıştı kendini. Şimdi bir tek cümle ile bana dönüyordu yüzünü. ‘Beni gördüğün için sana teşekkür etmeye geldim’

Ben de ona tüm mahcubiyetimle verdim cevabımı.

‘AŞK! Yüreğime ne hoş geldin, temizliğe başlayabilirsin.’

ÖZNUR İYİBAŞ

Sponsor Bağlantılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir